İnsan Mıyız ?

Biz insan mıyız diye düşünüyorum bazen… bazı tanımlara göre düşünebiliyorsam insanımdır. İnsan düşünen bir hayvandır da derler. Siz ne kadar hayvansınız, hiç düşündünüz mü? Yani ne kadar düşünebiliyorsunuz… Hadi düşünmeyi geçtim, “hacı sende empati durumları ne alemde?” Arkadaşımla sohbet esnasında köpeğinden bahsetti. Arkadaşım sevgilisinden ayrılıp eve geliyor. Dertli dertli otururken köpeği yanına geliyor ve onun üzgün olduğunu hissediyor. Havlamak oyun oynamak vs yerine patisini arkadaşımın elinin üzerine koyuyor sonra başını yaslıyor. Bir bakıma sarılıyor. Şimdi tekrardan soruyorum siz ne kadar hayvansınız?
İnsanlığı kıyısından köşesinden bir şekilde yakaladınız diyelim. Vicdanen olmasa bile biyolojik ya da kavramsal olarak insan olarak geçiyorsunuz. Peki ya şu sosyolog statüsünü ne yapacağız. Bu dergiyi okuyan birçok kişi sosyolog adayı olan kişiler. Sosyolog namı diğer toplum bilimci adayı olarak topluma ne kadar hakim olduğunuzu düşünüyorsunuz? Sosyoloji kavramını ortaya koyan sosyolojinin babası Auguste Comte’un üç hal yasasını biliriz. Ben bu üç halin toplumun üç hali olması gerektiğini düşünüyorum. GÖRMEDİM.DUYMADIM.BİLMİYORUM. Yoksa toplumu inceleyen biz sosyolog olacak kişiler bu kadar duyarsız bu kadar vicdansız bu kadar düşüncesiz olamayız. Kitap okumak güzeldir kitaplar içinde dünyaları barındırır fakat bir kendi dünyamızı görüp duyup anlamaya çalışmaktan uzak kalıp kendimize ait oluşturduğumuz simülasyon bir toplum içinde yaşamaktayız. Emekçiyi burjuvayı anlamak için Marx, hapishaneyi mahkumları anlamak için Foucault okumamıza, kendimize bir toplum simüle etmek için Baudrillard’ı işimize geldiği kadar anlamamıza gerek yok. Yaşıyor olmak, sosyolog sıfatına layık olmaya, kitaplar da yaşadıklarına ve düşündüklerine kavramlar getirmeye zaten yetiyor.

Evvela insan olarak düşünmeyi ve empati kurmayı becerebiliyor muyuz ardından da sosyolog olarak toplumu anlayabiliyor muyuz ? Bir örnek ile düşünelim. Bu kişi 20’li yaşlarda Elif Ece adında biri olsun.

Elif Ece sabah 8 gibi kahvaltısını yaparken televizyonu açar, televizyonda ülkede olan kazalardan cinayetlerden bahseder her zaman olan şeyler diye kanalı değiştirir. Haber saatine denk geldiği gibi değiştirdiği kanalda komşu ülkesinden gelen göçler o ülkede bulunan enkazları gösterir daha sonraki haber ise bulunduğu ülkedeki çatışmalarla ilgilidir. Kahvaltısı biter televizyonu kapatır okula gitmek için evden çıkar. Elif Ece dört apartmandan oluşan bir sitenin beş katlı apartmanının üçüncü katında oturmaktadır. Elif Ece’nin karşı komşusu evli bir çifttir. Adam eve her akşam alkollü gelip eşinin ve çocuğunu dövmekte hemen her gece kavga gürültü kopmaktadır. Elif Ece’nin bir kat aşağısında yetmiş yaşlarında yaşlı bir teyze yaşamaktadır. Teyzenin eşi ölmüş çocukları ise şehir dışında oldukları için bazı bayramlarda gelmektedir. Teyze elinden geldiği kadar eviyle ilgilenip yalnızlığı ile yaşamaya çalışmaktadır. Elif Ece apartmandan çıkar. Karşı apartmanlarında komşusu ise küçükken yetimhanede büyümüş şimdi ise bir şekilde geçimini sağlamaya çalışıp gördüğü insanlarda sevgiyi aile şevkatini arayan bir arkadaşı kalmaktadır. Elif Ece siteden çıkarken sitenin kapısından tekerlekli sandalyede oturan çocuğunu geçirmeye çalışan komşusunu görür. Çocuk Elif Ece ile aynı yaşta olmasına rağmen doğuştan fiziksel ve zihinsel engele sahip olduğu için her sabah babası çocuğunu gezmeye çıkarmaktadır. Sabah çıkarmakta çünkü diğer saatlerde insanların çocuğa karşı bakışından rahatsız olmaktadır. Elif Ece sokağa çıkar ve otobüs duraklarına doğru yürümeye başlar. Elif Ece’nin arka sokağında bir barakada yaşlı bir amca yaşamaktadır. Kemik erimesi hastası olduğu için çalışamamakta aylık almış olduğu para ile ev tutamadığı ve ihtiyaçlarını karşılayamadığı için yıkık dökük bir barakada yaşamaktadır. Bir ön sokağında ise bir genç kıza laf atan tacizde bulunan sapık zihniyetteki kişiler vardır. Elif Ece biraz ilerler ve arkadan bir ses duyar. Silah sesi gibi gelir arkasına bile bakmadan yoluna devam eder. Arkasına baksa başına bir şey geleceğinden korkmaktadır polisi arayıp şahitlik yapmak işine gelmemektedir. Caddeye varır ve otobüsü beklerken karşı caddesinde bir kaza olur. Elif Ece de çevresindeki diğer insanlar gibi izler olayı bir müdahale de ve yardımda bulunmaz. Okula gidecekken neden başına böyle bir dert alsın ki. Otobüs gelir ve biner. Yolu izlerken inşaatta çalışan insanları görür. Hava sıcaktır başlarında bir patron ve işçilerin sürekli tepesinde gezen ustabaşını görür. Otobüste bir çocuk ağlamaya başlar. Küçük bir erkek çocuğudur ve her gözyaşında içinden bir can kopuyordur. Yine oralı olmak istemez çünkü çocuğa yaklaşıp bir sorumluluk almaktan çekinir. Sınıfına gelir sırasında oturur. Yanına oturan arkadaşı uzun süredir mutsuzdur. Babası kanser hastası olduğu her gün evde babasının acılar içinde yatışını belki de ölümü beklerken eriyişini seyretmektedir. İki ön sıradaki iki arkadaşı biri maddi sıkıntı içinde olduğu için çalışmakta diğeri ise almış olduğu devlet bursu ile yurt yiyecek giyecek vs gibi tüm giderlerini karşılayarak geçinmeye çalışmaktadır. Arka sıradaki arkadaşı ise bu iş böyle olmayacak ben dağ çıkacağım gibi söylemlerde bulunmaktadır. Elif Ece dersten çıkarken telefonu çalar ve en yakın arkadaşı Okan’ın annesinin vefat haberini alır. Çok üzülür kendi annesini düşünür, arkadaşının annesine vermiş olduğu değeri anıları aklına gelir. Akşamına Okan’ı arar konuşur fakat üzerine yüklenen sorumluluklarından dolayı arkadaşının zor gününde yanında olamaz. Okan’dan Elif Ece’yi affetmesini isteriz. Yine çevresini düşünmeden gelerek otobüse biner daha sonra evin yolunu tutar. Evine dönerken ekmek almak için markete uğrar. Market sahibi açılan büyük marketler sebebi ile maddi sıkıntılar yaşamakta bu maddi sıkıntılar ise aile içindeki huzuru etkilemektedir. Maddi yokluk ve getirmiş olduğu sıkıntı evde gergin ortama sebep olmaktadır. Ekmeğini alır evine gelir yemeğini yer ailesine selam verir ve telefonu ile bilgisayarının başına geçer bu günde burada biter.

İnsanlığın uykusu gelmiş mışıl mışıl uyuyor. Bu tek bir kişinin değil herkesin günlük hikayesi eğer bakmasını bilirsek bunların hepsinden daha fazlası çevremizde yaşanıyor. Bugün haberleri açtığımızda en az 100 kişinin ölüm belki 300 kişinin yaralı haberi almaktayız birisine tecavüz edildiği haberi verilmektedir. Hatta birisi derken yanlış mı söyledim bilmiyorum da bir şey de olabilir mesela bir hayvan bir kedi ya da bir nesne olsun bir damacana mesela. Toplumda sadece haberler böyle iken biz yine aynı şeyler diye kanalı değiştirebilmekteyiz. Komşusu aç iken tok yatmakta hatta aç komşuya denk gelmemek için zengin mahallelerine taşınmaktayız. Şu an dünyada yalnız yaşayan insanların sayısı artmaktadır. Belli bir yaşın üstünde olup tek başına yaşayan insan sayısı son zamanlarda sadece İstanbul’da yüzde yirmi beş artmıştır. Bugün ülkemizde yaşayan insanların yüzde on ikisi engellidir. Yani gördüğünüz her yüz kişiden on ikisi gerçi göremiyoruz duyamıyoruz bilmiyoruz. Doğduğunuz şehri ya da sizi dünyaya getiren anne babayı bizler seçmiyoruz. Kimse çatışmalar arasında doğmak istemez ya da fakir bir ailenin çocuğu da olmak istemeyebilir. Kimse doğuştan ya da sonradan bir engeli olsun da istemez. Hepimiz insan olarak doğduk ve hiçbir insandan daha şanslı ya da daha farklı değiliz. Bugün memur olarak bir şehre gidip çatışmalar arasında kalabilirsin ya da bir kaza sonucu engelli kalabilirsin. Çok zengin olduğun halde bir bir iflas sonucu barakada yaşamaya mahkum kalabilirsin. Afrika’da bir insan 20 yıldan daha fazla yaşadığı için kendini şanslı hissediyorsa, dünyanın en büyük nüfusu olan Hindistan’da birçok insan temiz su kalacak yer sıkıntısı çekiyorsa, küçük bir kız çocuğu annesinin çöpten aldığı ekmeği bir kedi ile bölüşebiliyorsa senin bunun dünyada daha fazla yiyerek ve yaşayarak o insanların hakkına girmeye insanım diye dolaşmanın akla dayanan bir yanı yok.

Bir de yoksul durumda olan insana para verip vicdan rahatlatma durumu var. Engelli birisini caddenin karşısına geçirip kendi vicdanının kahramanı olma durumları. Belli başlı sosyal yardımlaşma işlerinde yer alıp ay çok üzülüyorum da ben instagrama koysam kaç beğeni alırım acaba. Ne kadar da acıyorum böyle insan müsveddelerine. Hayat bu kadar basit mi gerçekten. Yoksula para verelim engellinin elinden tutalım bitti mi her şey vicdanınız rahatladı mı? Az önce verdiğim örnekteki gibi çevremizi görmekte duymakta ve bilmekte aciziz zavallı acınacak halde varlıklarız. Eğer bir çevre günü olsa gider orayı tertemiz yaparız fakat yolda çöp görsek onu almaya ne egomuz ne de hijyenik beynimiz izin verir. Engelli kişiyi caddenin karşısına geçiririz fakat evine bırakacak vaktimiz yoktur ha bide arabamızı gider onlar için yapılan kaldırımlara park ederiz. Bugün Serdivan da cadde üzerinde engelli kaldırımlarının hiçbirinin önü açık kalmamaktadır bir insan müsveddesi illa arabasını koyar.

Sonuç olarak insan ya da sosyolog sıfatına bir şekilde layık olmaya çalışacağız. Gelelim ki hayat yoksula para verince zengin, haberleri kapatınca olaysız, göç edince savaşsız geçmemektedir. Bir şairin sözü vardır; “Hayat bir yanıyla güzeldir canım sen de güzelsin” diye. Hayat hey yanıyla kötüdür arkadaşlar onu güzelleştiren insanlardır. Şu an bu yazıyı okuyan bazılarının annesi veya babası vefat etmiş ya da tedavi zor bir hastalık süreci içinde olabilir. Başından bir taciz tecavüz olayı geçmiş olabilir. Bir hırsızlık bir kavga olayına ya da karışmış ya da tanık olmuş olabilir. Bir tanıdığı çatışma sırasında çıkan bomba sonucunda ölebilir. Şimdi e-bilir leri geçelim gerçeklere gelelim. Ailenizdeki herkes ölecek arkadaşlar anne baba dede abla vs siz de öleceksiniz. Eğer kadınsanız dışarı çıkarken göz söz ile tacize zaten uğrarsınız fakat tenha yerlerden geçerken hep bir tecavüz korkusu içindesinizdir. Hiç dışarı çıkmayan birisi bile bir hırsızlık ya da kavgaya tanık olur. Hayat böyle iken biz susarak uyuyarak umursamayarak neyi yaşamaya çalışıyoruz. İnsan olmayı beceremedik yaşamayı da beceremedik doğduk ve öleceğiz elimize şartsız koşulsuz sunulan bu nimetlerin hakkını kime nasıl vereceğiz. Gerçekler biraz sancılıdır fakat görmezden duymazdan gelerek mutlu olacağım yanılgısına düşmek yerine bu sancıları paylaşmak içinizi daha huzurlu yapacaktır. Bir olayı çağırdığınız polis durdurduğu zaman, yaşlı komşunuz ile ara sıra konuşup dertleştiğiniz zaman, göçmene kucak açıp paranızı yoksul ile bölüştüğünüz zaman daha mutlu ve huzurlu hissedecek yalandan vicdan rahatlatmak için girişimlerde bulunmanıza gerek kalmayacaktır.

 

Yayınlanırsa; bu ilk ve son yazımdır ihtiyaç duyduklarında yanında olamadığım dostlarım akrabalarım arkadaşlarım ve tüm insanlar özür diliyorum. İnsanlık sıfatını hak etmemizi diliyor sosyolog adayları için de bir üç hal yasası sunuyorum; GÖRÜYORUM, DUYUYORUM, BİLİYORUM

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *