Memur Müslüman

Memur Müslüman’ın çalışma yeri memur vazifesinde bir devlet dairesi değil hayatını sürdürdüğü dünyadır. Dünyada zorunlu çalışma saatleri sabah namazı ile başlayıp yatsı namazı ile bitmektedir. Mesaiye kalan memur Müslümanlar da teheccüd, evvabin, şükür namazları gibi nafile namazlarla görevlerini yerine getirir. Bu işyerinde Ramazan ayında oruç tutulur. İmsak vakti ile iftar vakti arasında Müslüman su içmez, yemek yemez, aç kalarak ibadette bulunur. Gelelim bu işin memuriyet kısmı nereden geliyor. İş yerinde vazifesini canla başla yapan, işine gönlünü katan çalışanlar vardır. Aynı iş yerinde vaktini doldurup gitmek isteyen çalışanlar da vardır. Görevimi yaptım, vaktimi doldurdum diyen kişilere memur Müslüman tabirini uygun bulmaktayım. 5 vakit namazımı kıldım, Ramazan geldi oruçlarımı tuttum, fazla ödül kazanmak için nafile ibadet yaptım yani anlayacağınız iş yerine başvuruda imzaladığım çalışma koşullarının hepsine uyuyorum. Haram ve yasaklardan uzak duruyorum, görevimi yerine getiriyorum, zamanım gelince de emeklilik isteyip gideceğim. Merak ettiğim nokta yaptığın vazifeye kalbinin hangi duygusu ya da hangi çarpıntısı seni yönlendiriyor. Namaz vakti geçmeden kılayım aradan çıksın mı diyorsun yoksa kalbinde huzura varma mutluluğu ile mi abdest alıyorsun? Yaptığımız işlerde ne kadar samimiyiz? Hacca zorunlu olduğu için umreye de turistik gezi amacıyla ya da dünya hayatının iş gezisi olarak düşünüp giden kaç kişi sayabiliriz? Ramazan ayındayız, birçok Müslüman olarak oruç tutuyoruz. Oruç tutarken kalbimiz nerede? İşin memurluk kısmını yapıyoruz, aç kalıyoruz, su içmiyoruz vs. Bedenen vücuttaki zararlı varlıkların beslenmesini önleyip vücuttan atıyoruz. Kalbimizdeki, ruhumuzdaki zararlı duygular ne aşamada? Kalben oruca mı niyet ediyoruz yoksa bugün de iftara kadar bir şey yemeyeceğiz suyu bol içeyim diye açlığa mı niyetimiz? Kalpte Allah olmadıktan sonra yapılan ibadetler vazifeler ne kadar samimi? O haramdır ona el sürmem, bu günahtır bunu yapmam hatta yapanı süreni dışlarım, bu farz ibadettir her daim bunu yaparım, bu sevaptır bu sünnettir yaparım. Her şey çok güzel hatta dışarıdan bakılınca mükemmel de içeriden bakılınca da gerçekten öyle mi? Allah’ın kudretinden korktuğun için haramdan kaçmak daha güzel değil midir? Allah’ın rızası için bir iyilik yapmak bir sevap işlemek kalbini genişletip huzur vermez mi insana… Namazını Allah’ın huzuruna çıkmak O’na boyun eğmek için kılsan, Allah’a kalbini açmak için açsan ellerini, orucunu şükretmek için tutsan daha hayra daha ruha dokunur olur diye düşünürüm. “Ameller niyetlere göredir” hadis-i Şerif’i unutulmamalıdır sanırım. Amel ile iman ayrılır mı bir arada mıdır hangisi önce gelir bunun fetvasını verecek değilim elbet de ikisi bir arada daha güzel olmaz mı ?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *